NHA, Almanya'ya emek göçünün 50. yılına hazırlanıyor

Özel Haber: 
Basından

 

Nâzım Hikmet Akademisi, Almanya'ya emek göçünün 50. yılında "Bir Bavul, Umut ve Hayalleriyle Çıktılar Yola" başlığıyla "akademi günleri" düzenliyor.

 

Nâzım Hikmet Akademisi 26 Ekim-2 Kasım 2011 tarihleri arasında Almanya'ya emek göçünün 50. yılını anmaya hazırlanıyor. "Bir Bavul, Umut ve Hayalleriyle Çıktılar Yola" başlığıyla düzenlenecek etkinliklerde, emek göçünün Türkiye üzerine etkileri temele alınarak emek ekseninden her iki ülkedeki sosyal, politik ve iktisadi etkiler tartışılacak.

 

Bilimsel ve sanatsal etkinliklerin bir arada gerçekleştirileceği "akademi günleri" boyunca, Almanya’ya emek göçünün iktisadi, siyasi ve kültürel boyutlarının tartışılacağı paneller, göçmen edebiyatı üzerine toplantılar, göç sergisi, film gösterimleri ve göç şarkılarından derlenen bir repertuarı içeren konser izleyicilerle buluşacak.

 

Nâzım Hikmet Akademisi, "Bir Bavul, Umut ve Hayalleriyle Çıktılar Yola" başlıklı etkinliklere ilişkin basın metninde, emek göçünün 50. yılında dünden bu yana ortaya konulan yaklaşımları ve Akademi'nin bu yıldönümüne bakışını şu şekilde ifade etti:

 

30 Ekim 1961 tarihinde Almanya ve Türkiye arasında imzalanan “Gastarbeiter” programı ile başlayan emek göçünün 50. yılındayız. 1973 yılında emek göçünü sınırlandırıcı yeni uygulamalar yürürlüğe girene kadar, 900 bin Türk işçisi Almanya’ya göç etti. Siyasi ve sosyo-ekonomik gelişmeler sürecinde Almanya’da “Misafir İşçi”, “Yabancı”, “Yabancı Yurttaş”, Türkiye’de ise “Gurbetçi”, “Almancı” olarak nitelendirilen Türkiye’li göçmenlerin sayısı bu gün 3,5 milyona ulaştı. Marx’ın “sermayenin hafif piyadeleri” olarak nitelediği göçmenler bir yandan güvencesiz çalışma, düşük ücret, insanlık dışı yaşam koşulları, göç edilen ülkenin temel haklarından yararlanmada yaşanan güçlükler gibi pek çok sorunla karşı karşıya kalırken diğer yandan “Ne oraya ne buraya” ait olmanın yarattığı kültürel sıkışmadan nasibini fazlasıyla aldı.

Hemen her dönem Türkiye’de ve Almanya’da konjonktüre bağlı olarak kimlik, göç ve yabancılar politikası, siyasi iradelerin faydacı yaklaşımları temelinde şekillendi. Türkiye hükümetleri, göçmen işçilerin Türkiye ile bağlarını kaybetme kaygısıyla uzun yıllar milliyetçi-dinci politikalar güttüler. Diğer yandan göçmenlerin maddi tasarrufları Türkiye ekonomisinin kriz dönemlerinde kurtarıcı olarak görüldü ve buna yönelik çeşitli sömürü mekanizmaları devreye sokuldu. Günümüzde ise, AB üyeliği vb. konularda Türkiye’den yana tavır alınması sağlamak için göçmenlerin Avrupa ülkeleri vatandaşlığına geçmeleri ve seçmen olarak ağırlıklarını ortaya koymaları yönünde siyaset yapılmaktadır. Almanya’ya göçün üzerinden yarım asır geçmesine rağmen, halen Almanya’da yaşayan göçmenler üzerinde siyasi planlar varlığını korumaktadır. Ancak bu siyasi planlar, Almanya’da çalışmak, insanca yaşamak ve geleceğe umutla bakabilmek noktasında göçmen emekçilerin karşılaştığı yakıcı ve gerçek sorunlara çözüm üretme anlayışından uzaktır.

 

Almanya’ya işçi göçünün ellinci yılı nedeniyle bu yıl pek çok konfersans, tartışma ve yorum duyulacak. Almanya, akademisyeni ile politikacısı ile, elli yıldır bu insan dokusunu hala “sosyal sorun” olarak ele alan bir teknisyenliğe devam etmekte ısrarcı. Göçmenler üzerine yapılan çalışmalarda Türkiyeli göçmenleri sorun olarak tarif edip buradan hareketle çözümler üretmek hem konuyla ilgili sosyal bilimciler hem Alman hükümet politikaları açısından en hafif deyimiyle esef vericidir.

 

Almanya’da göçmenler Alman toplumunun ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir ve zamanla göç ve göçmen deneyimleri sonucu, Alman kültürü içinde yeni bir “alt” kültür doğmuştur. Bu kültür sanatın farklı alanlarını kapsamaktadır. “Göçmen işçi kültürü” çoktan edebiyata, sinemaya, tiyatroya, resme, müziğe, bilimsel incelemelere besin ve esin kaynağı olmuştur. Göçün insani boyutu, işçilerin durumu, sorunları ve geleceğe bakışları öncelikle de birinci kuşak yazarları tarafından edebi bir dille anlatılmıştır.