NHA Yeni Öğrenim Yılı Açış Konuşması

Nâzım Hikmet Akademisi 2. yılına başladı. 3 Ekim akşamı gerçekleştirilen 2010-2011 öğrenim yılı açılış etkinliğinde Kaya Tokmakçıoğlu'nun hazırlayıp sunduğu açış konuşmasının tam metni aşağıdadır.

 
Değerli konuklar, öğretim üyelerimiz ve sevgili öğrenciler,
 
Nâzım Hikmet Akademisi 2010-2011 eğitim yılı açılış etkinliğine hepiniz hoş geldiniz. Yeni bir dönemin getirdiği heyecan ve bir yılı arkamızda bırakmanın verdiği deneyimle sizlere bir kez daha merhaba diyoruz.
Geçtiğimiz haziran ayında sonsuzluğa uğurlanan ve 20. yüzyılın en önemli edebiyatçılarından olan Jose Saramago 2008 yılında “Körlük” romanı hakkında gerçekleştirdiği bir söyleşide şöyle bir tespitte bulunuyor: “Uygarlığın bir şeyleri örtbas etmesine tahammül edemiyorum. Romanda da onu olduğu gibi yansıtmaya çalıştım: açlık, savaş ve sömürü ile. Çoktandır cehennemde yaşıyoruz. Toplumsal körlüğün yarattığı ortak felaket sayesinde olumlu ve olumsuz her şey su üstüne çıkıyor. ‘Körlük’ bizim nasıl olduğumuzun bir portresini sunuyor.”
 Benzer bir durumun ülkemizin toplumsal yaşamında sürdüğünü ve günümüzde artan bir şekilde kültür, sanat ve bilim alanına da bulaştığını iddia etmek asılsız olmayacaktır. Tophane’de 2 sanat galerisini Sıvas katliamını aratmayacak şekilde basan gerici güruh, Allianoi antik kenti ile ilgili duyarlılığın abartıldığını iddia eden bir kültür ve turizm bakanı, setlerde ağır sömürü koşulları nedeniyle ölen dizi emekçileri, etik kurullara ilahiyat mezunu atanmasını karara bağlayan sağlık bakanlığı, eşcinselleri ahlaksızlıkla suçlayan bir yönetmen, “suçu ve suçluyu övme” iddiasıyla bir halk müziği sanatçısı hakkında dava açan emniyet müdürü, arabesk tartışmasıyla daha da gün yüzüne çıkan toplumsal dokudaki gericileşme bu körleşme örneklerinden yalnızca birkaçını oluşturuyor.
Nâzım Hikmet Akademisi en baştan, gericiliğin ve piyasanın saldırısı altındaki bu entelektüel ortamın dönüştürülmesi şiarıyla yola çıkmıştı. Bu bağlamda geçtiğimiz bir yıla bakacak olursak hiç de azımsanmayacak bir yol kat ettiğimizi söyleyebiliriz.
Tüm bölümlerde gözetilen ve yeni bir aydın dinamiğinin geliştirilmesi bağlamında vazgeçilmez bir unsur olarak adlandırabileceğimiz bilime ve sanata bütüncül yaklaşım tüm bölümlerin 2009-2010 eğitim yılındaki ders programlarının temelini oluşturmuştur. Bu yaklaşım, bölüm içi derslerde olduğu gibi bölümler arası derslerde de hiyerarşik bir yapılanmanın önüne geçilmesini sağlamış ve sanat ile sosyal bilimlerin bütünlüğünü vurgulamıştır. Örnek verecek olursak, hem güz hem bahar yarıyılında açılan ortak seminer dersi ile toplam 22 farklı başlıkta, bilim ile sanatı ayrılmaz bir bütün olarak kavrayan, farklı bilim ve sanat dalları arasındaki geçişkenliklerin altını çizen bir yaklaşım ortaya konmuştur. Bununla birlikte ortak seminer dersinin dışında 2009-2010 eğitim yılında edebiyatta 14, müzikte 16, sinemada 12 ve sosyal bilimlerde 13 ders ve atölyenin işlenmesinde de bu bütünlük gözetilmiştir.
Nâzım Hikmet Akademisi’nin tüm bileşenleri geçtiğimiz eğitim yılında öğrenci-öğretim üyesi arasındaki ayrımın mutlaklaştırılmasının önüne geçmişlerdir. Bu bağlamda atölye, seminer ve derslerin uygulanması; karşılıklı öğrenmek biçiminde tarif edildiği gibi entelektüel birikimi yeniden üretmek ve bir kolektifin parçası olmak da bu sürecin vazgeçilemez unsurlarından olmuşlardır. Alanlarında derinlikli bir birikime sahip “öğretim üyelerimiz” ile bu birikimi edinmeye ve yeniden üretmeye karar vermiş “öğrencilerimiz” dayanışmayı, paylaşmayı esas alan bir kolektif üretim ortamının omurgasını oluşturdular. Bu bağlamda müzik bölümü öğrencilerimizin yıl sonu dinletileri, Alevi müzik geleneğini konu alan, sinema ve müzik bölümü öğrencilerinin ortaklaşa gerçekleştirdikleri “Turna Avazı” isimli belgesel çalışma, edebiyat öğrencilerimizin çıkardığı “Saman Sarısı” fanzini, sosyal bilimler öğrencilerimizin Karaburun Bilim Kongresi’nde sundukları bildiriler ve Ekim ayı içinde ODTÜ’de yapılacak olan 5. Üniversite Kurultayı’nda sosyal bilimler bölümü hocalarımızdan Prof. Dr. Neşe Özgen’in gerçekleştireceği sunum bu kolektif üretimin sadece bir bölümünü oluşturuyor. Geçtiğimiz yıl elde ettiğimiz bu deneyimler akademiye önümüzdeki süreçte daha da fazla sorumluluk yüklüyor.
Nâzım Hikmet Akademisi, 2010-2011 eğitim yılına 88’i yeni girişli, 156 öğrencisi, edebiyatta ve müzikte 17’şer, sinemada 14, sosyal bilimlerde 25 olmak üzere toplamda 73 öğretim üyesiyle birlikte merhaba diyor. Bununla birlikte 15 bin kitaplık kütüphanesi, çeşitli büyüklüklerdeki 10 dersliği, 40 kişilik sinema, iki tane 50’şer kişilik seminer ve 160 kişilik çok amaçlı salonu bünyesinde bulunduran akademimiz geçtiğimiz yıl bir başka değerli kütüphaneyi öğrencilerinin ve araştırmacıların hizmetine açtı. 2009 yılında hayatını kaybeden fotoğrafçı ve fotoğraf tarihçisi Seyit Ali Ak’ın kütüphanesi eşi Nursen Karas tarafından akademimize bağışlandı.
Nâzım Hikmet Akademisi, kâr amacı gözeten bir kurum değil. Bu gerçeği birçok kez vurguladık. Dayanışma, gönüllülük ve kolektivizm ilkeleri çerçevesinde yol alıyoruz. İhtiyaçlarımız ve eğitim niteliğimizin yükseltilmesi için yaptığımız tüm çalışmalar öğrencilerimiz, öğretim üyelerimiz, kültür merkezimiz ve Piraye kafenin dayanışması ve katkılarıyla gerçekleştiriliyor. Bunun dışında binanın restorasyonuna, donanımına özveriyle emek koyan sayısız arkadaşımız, parasal yardımda bulunan veya bazı gereksinimlerimizi karşılayan bağışçılarımız var. Kendileri akademimizin sessiz ve görünmez kahramanları. Bunlar dışında da kendini çalışmalarımızın bir parçası olarak gören ama katkılarını gelecek dönemlerde alacağımız birçok öğretim üyesi ve sanatçı dostumuz bulunuyor.
Yeni eğitim yılımızla birlikte bu dayanışmanın daha da genişlemesi gerektiğini düşünüyoruz. Koleksiyonunu zenginleştirmeye çalıştığımız ve bir referans bölümü kurduğumuz kütüphanemizin düzenlenmesi ve katalogunun oluşturulması için öğrencilerimize, verdiğimiz burs oranlarını ve miktarlarını arttırabilmemiz için yeni bağışçılara, akademimiz bünyesindeki çalışmaları çevremizle paylaşmak, yaygınlaştırmak ve topluma tanıtmak için daha fazla dosta ihtiyacımız var. Bu bağlamda Nâzım Hikmet Akademisi bugüne kadar edindiği birikimin tüm bileşenlerini yan yana getirmek, onların katkılarını almak, eğitim ve üretim sürecinin bir parçası kılmak, bu anlamda kendi çatısı altında toplamak için samimi girişimlerini artırarak sürdürecektir.
 Bu çabalarımızın altında, insanlığı özgürleştirme uğraşının son derece önemli bir unsuru olan entelektüel etkinliğe verdiğimiz önem yatmaktadır. Bu etkinliğin günümüz piyasa koşulları çerçevesinde ve istenen nitelikte gerçekleşmesi ise bir hayalden öteye gidemez. Bu koşulların olumsuz sonuçlarından yakınmanın ötesine geçmeyi, insanlığın yarattığı bilimsel ve sanatsal birikimi savunmayı ve geliştirmeyi, bu savunma ve geliştirme eyleminin kadrolarının yetişmesinde üstüne düşeni yapmayı amaçlayan Nâzım Hikmet Akademisi olarak, dünyayı değiştirecek, ileriye taşıyacak aydınların ortaya çıkmasına katkıda bulunmayı hedeflediğimizi bir kere daha vurguluyoruz.
Hepinize; açılış etkinliğimize geldiğiniz, akademimize destek verdiğiniz ve bu kolektifin bir parçası olduğunuz için teşekkür ediyoruz. Birazdan, akademimizin müzik bölümü öğretim üyelerinden Ayşe Özbekligil ve dörtlüsü bizlerle birlikte olacak.
Işık ile gölge arasındaki o amansız savaş devam ediyor. Gölgelerle mücadele eden Faust’un yazarı, son nefesinde dahi Mefistofeles’in gölgesinden korkmuş ve ışığa sığınmıştır. Bize de gereken “Işık, biraz daha ışık”tır.