AKP ve Sanatçılar
Önce sanatçıların AKP'ye bakışı ile başlayalım. Ama ilk olarak sanatçıyı özellikle AKP'nin çağrısına uyup daveti kabul eden sanatçıları tanımlayalım. Türkiye'de sanatçı kelimesi görsel, yazılı basında yer alan ve sahneye çıkan herkes için kullanılıyor. Sanatçı olmak için kıstas yazılı basında ama özellikle televizyonda gözükmek. Ama tabii seyirciler arasında değil, sahnede gözükmek. Millet tarafından sanatçılık, yetenek olarak değil cesaret örneği olarak algılanmaktadır. Yani cesareti olan herkes, Türkiye'de sempati görecektir. Televizyonlardaki yetenek programları insanları sahneye özendirmekte, hemen bir pundunu bulan birisi sahneye çıkıp meziyetlerini göstermeye yeltenmektedir, tıpkı “bende varım, bende sanatçıyım beni de aranıza alın” der gibidir. Ve birkaç defa daha televizyonda sahnede görülürse bu millet onu bağrına basar Bunun için yetenek yerine biraz fizik ve medeni cesaret yeterli olur. Örneğin “neremi, neremi” diye gerçekten garip sesler çıkartan bir adam vardı ya da kadın mıydı? her neyse o da sanatçı olarak kabul gördü.
AKP'nin çağırdığı sanatçılar arasında böyleleri pek yok olsa gerek. Çoğunluk mesleklerini uzun yıllardır yapan ve bu açıdan sanatçı tanımı içinde yer alabilecek kişiler. Çağrılanlar arasında ünlü ve popüler ses sanatçıları, yönetmenler, dizi yazarları, oyuncular var. Bazıları da çağrıya uymayıp gitmemişler ama bu kesim bir elin parmaklarından bile az. Dolayısıyla sanatçıların büyük çoğunluğu bu davete icabet etmişler. Bu kesimin içinde geniş bir bölüm magazin haberlerinde gün aşırı yer bulan ve kendi kişisel meseleleri hariç, toplumsal olaylarla sorunları bulunmayan innsanlar. Fakat bunun yanında bazı konularda siyasi çıkışlar yapanlar da az değil. Örneğin içlerinde laik cumhuriyet savunuculuğu yapanlar da var, AKP iktidarını eleştirenler de var. Bu kişiler oraya gidebiliyor. Yani başbakanın davetini geri çeviremiyorlar.
AKP ne istiyor peki sanatçılardan? Yazar, çizer, akademisyenlerden ne istiyorsa onu istiyor. Zaten günümüzde basının da AKP'ye doğru hızla dönüşüyle günümüz yazarların çoğunun artık siyasi, sosyal olayları sadece AKP'nin gözünden baktığını biliyoruz. Dolayısıyla medyada yer alan akademisyenlerin, yazar-çizerlerin büyükçe kısmından iktidarın bir sorunu yok. Sanatçıları da o kefeye katmak istiyorlar ve demokratikleşme kisvesi altında onları da iktidarın yanına çekmek amacı güdüyorlar. Peki AKP'nin yaptıklarına az da olsa muhalif eden kemalist kolejli kadınlar, okullu beyler bu işe niye ortak oluyor? İçlerinde militan kemalist olanlar bir kahvaltıya mı satıyorlar fikirlerini, sözüm ona duruşlarını? Üstelik televizyonda gördüğümüz kadarıyla yüzlerindeki o gülüşler, mahcup bakışlar ve göz süzmeler... neyi ifade ediyor? Samimiyetsizliği tabii ki.
Belki bu samimiyetsizliğin sadece sanatçılara has olduğunu söylemek onlara haksızlık olur. Bu bir küçük burjuva sınıf tezahürüdür. Yani iyi okullarda okumuş leydi ve centilmenlerin kimseyi kırmamak adına alengirli cümlelerle, karışık hal ve tavırlarla ve nazik halleriyle küçük burjuva hal ve tavırlarıdır sergiledikleri. Tek başlarına olamazlar, çok başlarına olurlar, dayanışma ile korunmayı birbirine karıştırırlar. İşte bunlar her tarafta vardır ve siyasi güce her zaman için meyillidirler. Pirleri de tabii ki Başbakan olacaktır. Çünkü bir taraftan laik cumhuriyetin yıkılmasını kaldıramazlar ama öbür taraftan da “buisiness”'lerinden vazgeçemezler. Ama tabii serde sanatçı duyarlılığı olunca yüzlerde aşırı bir gülümseme kaçınılmaz olur. Oysa alengirli çıkarlar olmasa hayat ne kadar basit değil mi? Her şey ne kadar çıplak ve görünür? Ama orada başbakana hitaben söylenen “sizin gibi düşünmüyorum” diye başlayan “ama sizi takdir ediyorum” diye biten sözlerin emekçiler için hiçbir anlamı yoktur. Demokratik açılım diye gidilen toplantıda hiçbir sanatçı çıkıp ta, “demokrasiden söz ediyorsunuz ama Anayasa'yı oldu bittiğe getiriyorsunuz” diyemez. Anayasayı referandum'a götürmenin demokratik bir temayül değil tersine otoriter bir eğilim olduğunu söyleyemezler. Değişen anayasa maddelerini, anayasa ile hukuk ile bilgisi doğal olarak kıt olan halka danışmak, AKP'nin elinde bulundurduğu siyasal erki kendi lehine kullanmasıdır tarzında da konuşamazlar. Çünkü yeri değildir, Başbakan'a saygısızlık olur.
Kahvaltı da duyduğumuz kadarıyla biraz Kürt açılımından bahsediliyor ama kimse gene başbakana, Anayasa paketinin BDP tarafından benimsenmemesinin açılım için bir sorun olup olmayacağını sormuyor. Yine küçük partilerin meclise girmesinin önünü açacak olan seçim barajını neden düşürmeyi düşünmediğini soran kimse olmuyor. Kürtlerin mecliste demokratik yoldan temsilini sağlayacak olan bu konu gündeme gelmiyor. O zaman hangi demokrasiden bahsediyor Başbakan? Bilen var mı? Sadece kahvaltı yapılıyor, biraz bir şeyler geveleniyor ve fırsat da kaçmış oluyor. O zaman o kahvaltıya baştan katılmak istemeyenler yerden göğe kadar haklı çıkıyor. Çünkü ortada hiçbir şey yok ve bazı sanatçılar haklı nedenlerle bu duruma alet olmak istemiyorlar. Herkes ayrı telden çalıyor, söylüyor, konuşuyor, fiskoslaşıyor çünkü. Sevgi çemberi, dostluk, aşk mealinde konuşmalar sanatçıları etkiliyor herhalde ki herkes mutlu mesut ayrılıyor. Ayrılırken bari şu “AKM'yi niye açmıyorsunuz?” diye sorun? Demokratik açılımın içinde Hrant'ın katillerini saklamak var mı diye sorun, gene açılımın içinde Sağlık bakanlığında imam istihdam etmek var mı diye sorun. Sorun oğlu sorun. Bunu soran sanatçılar var çünkü ama onlar Başbakanla değil Tekel işçileriyle kahvaltı yapanlar... İşte onlar gerçek sanatçılar. Selam olsun onlara...




