Aydemir Güler ile NHA Üzerine Röportaj
Komünist: Kemal Özer sol internet portalında yaklaşık iki ay önceki bir köşe yazısında Nâzım Hikmet Akademisi’ni, galiba ilk kez anons etmiş oldu. Kemal Özer yeni bir akademi tanımına ihtiyaç duyulduğundan söz ediyordu o yazısında… Ne yapacak Nâzım Hikmet Akademisi?
Aydemir Güler: Yeni bir tanım getireceği kesin. Bir kere adından belli. Nâzım Hikmet Akademisi Marksizmi temel alacak. Marksizmi temel almak en kısa yoldan neyi çağrıştırır? Bende 11. tezi çağrıştırıyor: Filozoflar bugüne dek dünyayı yorumlamakla yetindiler; oysa aslolan dünyayı değiştirmektir.
Dünyayı akademi değiştirmeyecek kuşkusuz. Ama Nâzım Hikmet Akademisi dünyayı değiştirme eyleminin bilinçli bir parçası olacak. Dolayısıyla ilk olarak akademik sıfatını eylemsizlikle benzeştiren popüler tanım veya çağrışımları değiştireceğiz.
İkincisi, Nâzım’ın yolunu bir diğer açıdan daha izleyeceğiz. Sanatçı Nâzım’ın dünya ve ülkenin gerçekleri üstüne bilimsel bilgiden feyz aldığı ve bilimsel bilgiye katkıda bulunduğunu söylemek, büyük şairin eserini abartmak sayılmayacaktır, umarım. Nâzım Hikmet Akademisi de bünyesinde sanat disiplinlerini ve sosyal bilimleri barındıracak. Sanat emeğini bilim emeğiyle, farklı sanat dallarını birbirleriyle ilişkisi içinde ele alacak. Aydın olmayan, aydın sorumluluğu taşımayan sanatçı, bilim insanı olur mu? Düzen ve onun akademi tanımı olur diyor. Nâzım Hikmet Akademisi ise olmaz diyor.
K: O halde, ilk çağrıştırdığı yanıyla bir eğitim kurumundan söz etmiyoruz… Ya da yalnızca bu değil…
AG: Müzik bölümünün hazırlıklarını yürüten arkadaşımız Emin İgüs “düşün okulu” demişti ilk toplantılarımızdan birinde. Düşün ve üretim. Edebiyat, müzik, sinema ve sosyal bilimler bölümlerimiz olacak. Şu anki hazırlıklar öyle gösteriyor. Bu bölümlerde kaliteli bir hizmet sunmak anlamında iddialı programlar organize edilecek. Ancak Nâzım Hikmet Akademisi insanların gelip bir servisi alıp gittikleri bir kurum olmayacak kesinlikle. Gelenler eğitimin alıcısı olmanın ötesinde burada ortak bir üretimin parçası olacaklar. Hocalarıyla ve arkadaşlarıyla, ustalar ve çıraklar birlikte…
Nâzım Hikmet Akademisini benzer girişimlerden ayırt eden bu olacak aslında. Etrafta kurslara, seminer dizilerine, bunların solcu türevlerine, sadece “piyasa işi” olanlara değil, iyi örneklerine de rastlayabilirsiniz. Bizim çalışmamız mümkün olan en kısa zamanda ortaya çok sayıda ve kaliteli ürünler çıkarmayı hedefleyecek.
Bunun bir dizi koşulu var kuşkusuz.
Bir tanesi, akademiye giriş için “merak” yeterli olmayacak. Alanı ne olursa olsun, başvuru sahibinin belirli bir formasyona sahip olması gerekecek. Müzikse belli bir enstrüman bilgisi olacak, ya da yaşamında edebiyatçılık veya sinemanın kritik bir yere sahip olacağına karar vermiş olacak. Sosyal bilimler söz konusu olduğunda da öyle. Düzenin yerleşik akademyasının kısıtlarını bilen, hisseden, bu yüzden akademisyenliğin ötesinde araştırmacılık eğilimi taşıyan…
K: Peki bu bir daraltma değil mi? Evet, üretim diyorsunuz; ama insanlara, senin deyiminle merak edenlere de bir bilgi aktarma görevi yok mu? Üretim derken elitist olmayalım…
AG: Hassas konu… Ama bizim biricik aracımız Nâzım Hikmet Akademisi değil ki. Bir kere Nâzım Hikmet Kültür Merkezi, üstelik aynı fiziksel mekanda faaliyetini sürdürecek. NHKM bugüne kadar yaptığından daha fazla atölye, kurs, seminer programı organize edecek. Çünkü Nâzım Hikmet Akademisi genel merak ve talep düzeyini yukarı çekecek. Yani öyle umuyoruz…
Sonra… Aslında adını koyalım. Sözünü ettiğimiz bir aydın hareketi, aydın dinamizmi, aydın yetiştirme organizasyonu. Eğitim dediğimiz alan bununla elbette bağlantılı, ama başka bir başlık. Onu başka araçlarla yapabilirsiniz. Siyasetin alanı, araçları yine farklı. Siyasal örgütlenme olmadan aydın dinamiği olmaz tabii ki. Ama siyasal örgütlenme ile sanatsal ve bilimsel bir faaliyet alanı başka şeylerdir. Bunların birbirinden rol çalmadan, birbirinin ayağına basmadan, ama birbirlerini bütünleyerek, besleyerek yol almaları gerekiyor.
K: Örneği var mı?
AG: Her deneyim değerlidir. Bir bilgi veya beceriyi başkalarına aktarma işi zararlı olabilir mi? Türkiyeli Marksistlerin de bu çerçevede çeşitli deneyimlerinin yararı olmuştur ve olmaktadır.
Ancak burası bir “gündüz okulu” olacak. Yani tamamlayıcı kurs değil.
Nâzım Hikmet Akademisi bütünlüklü programlara sahip olacak. Yani seminer dizilerinin organik bir bütün oluşturmayan toplamı değil.
Buraya disiplinler arası bir bütünlük arayışı damga vuracak, tek tek bölüm programları, hatta tek tek dersler bu bakış açısıyla şekillendirilecek.
Burada bir akademik bölüm demek, aynı zamanda bir örgütlenme çalışması demek olacak. Topluluklar üreteceğiz, araştırmalar yapacağız, bunların kadrolarını topluluk veya araştırma pratiklerinin içinde yetiştireceğiz.
Böyle bir deneyimin olduğunu zannetmiyorum…
Demin ürün ortaya çıkartmanın ön koşulları var diyordum. Bir tanesi, demiştim, bir ön formasyon.
İkincisi var olanın eleştirisi. Ne kast ediyorum? Her şeyi metalaştıran bir düzen kapitalizm. Hele 20. yüzyılın sonları ve bugüne kadar gelen yakın dönemde, piyasanın, kâr mantığının girmediği alan bırakılmadı. Kamusal olan, hizmet diye bilinen, paranın ilke olarak dışta tutulmasının gerektiği düşünülen alanlar vardı eskiden. Sanat, kültür, bilim… bunlardan bazılarıydı. Entelektüel üretime piyasanın sızması ölümdür. Gerçekliğimiz bu. Ortada bol ürün olması, çok kitap basılması tersini göstermiyor. Kapitalizm okuma oranının düşmesine daha fazla kitabın tüketilmesinin eşlik ettiği akıl dışı bir düzen. Ya da üniversite sistemi… Üniversite sisteminin önüne çizilen gelişme rotasında piyasa var. Toplumsal herhangi bir güvencesi kalmayan bilim insanlarının proje peşine düşmesi var. Daha fazla öğrenci, daha fazla paranın döndüğü bir sektör ve daha az eğitim! Aslında bu bir örgütlenme, bir kadrolaşma. Ama dar anlamda değil. Piyasa kültürde, bilimde, sanatta örgütleniyor, kendi kadrolarını yetiştiriyor. Olan, insanlığın birikimine oluyor. İnsan aklı ile insan toplumlarının çıkarı arasındaki bağ kopartılıp atılıyor…
Uzatmayayım. Bu verili durumu eleştirmeden, bunun dışına çıkma yolları aramaksızın yapılan etkinliğe bilim veya sanat denilebilir mi? İnsanlığı özgürleştirmeyi gözetmeyen bir entelektüel faaliyet, egemen güçler tarafından satın alınmış değil midir?
Yani üretimin bir doğrultusu, yön duygusu olacak.
K: Peki böylesi bir programı yürütecek insan malzemesi, sanatçılar ve bilim insanları var mı? Ve bunun karşılığında bu programa talepte bulanacak bir kitle var mı?
AG: Türkiye’de mevcut durumu pembe tablolarla resmetmenin zamanı değil. Ciddi olmak ve her işin zor olduğunu bilmek durumundayız. Ama her ikisi için de kesinlikle olumlu düşünüyoruz. “Kapı bekliyorlar” mı? Hayır! Ama sanatçılarla, bilim insanlarıyla, dostlarımızla bir araya gelmeye, ön fikirlerimizi anlatmaya başlayınca şaşırtıcı biçimde verimli kanallar yakaladığımızı gördük. Doğrultumuz belli: bir aydın hareketi. Bu çalışmanın omurgasına marksizmin çakılı olduğu da belli. Yüzeysel işler yapmamakta, kesinlikle kaliteyi yüksek tutmakta da kararlıyız. Geriye, ne yazık ki, solda kötü örneği çok olan ilişki tarzlarının dışına çıkmak, gerçek anlamda samimi, paylaşımcı, açık bir içerik ve üslup geliştirmek kalıyor. Bu paylaşımcılık ve açıklık zaman içinde edinilmişse var olabilir. Bir gün karar verip sahip olamazsınız bazı özelliklere. Bizim hareketimizin bunu on yıllarla sayılan uzun bir süreçte geliştirdiğini düşünüyorum. İlkeleri, yaklaşımı, samimiyeti paylaşan her aydın, sanatçı, bilim insanı Nâzım Hikmet Akademisinin sahibidir.
Kimse kapıda beklemiyor. Bugüne kadarki çalışmalarımızın toplamından bir ilişki birikimi edindik. Şimdi yeni bir açılım bu birikimi sıçratıyor, olgunlaştırıyor, işlevli kılıyor.
Ben, Türkiye’de genç aydın adayı bir kuşağın bulunduğunu biliyorum. Türkiye, üstünden geçen bütün silindirlere rağmen bunu yitirecek kadar çoraklaşmadı. Ancak güvenilir, kararlı ve kaliteli bir odağın oluşması ve bu genç kuşağa “piyasaya mahkûm değilsiniz” demesi gerek. Bunu güçlü bir organizasyona dönüştüremediğiniz takdirde kapitalizm genç akılları ve yürekleri, tam anlamıyla mahvediyor.
K: Siyasete, siyasal mücadeleye ve örgütlenmeye mi bağlayacaksın?
AG: Onun da ötesine. Siyasal mücadele tartışmasız olarak bağlanacağımız düzlem. Biraz daha inceltelim: Bu ekonomik kriz bütün dengeleri alt üst etmezden önce, diyorduk ki, sosyalist mücadelenin verimlilik düzeyinin düşük olduğu bir çağda yaşıyoruz. Bir koyup üç alma devri değil. Yüz kere deneyip bir adım ilerleyerek yürüyoruz. Bu böyle…
Kimse dünya krizinin bozacağı dengeler arasında bunun da olduğunu sanmasın. Evet, kuşkusuz gerek aydınlar gerek emekçiler arasında arayışlar artacak, mücadelecilik gelişecek. Ama hem aydın hem emekçi dinamikleri açısından son derece geri bir noktadan başladığımızı bilmek zorundayız. Bu gerilik, arayışı, mücadeleciliği engellemez. Ama arayışların sınıf bilinciyle, sosyalizm programıyla buluşmasını sürekli sabote eder.
Çare, başka şeylerin yanı sıra, bir de siyasetin kalitesini yükseltmektir. Solda kimse işin kolayına kaçmamak zorunda. Nâzım Hikmet Akademisi bir açıdan da budur.
K: Sanırım derginin hacmini zorlamaya başlıyoruz; ama temalar tükenmiyor…
AG: Son bir nokta daha, o halde. Türkiye aydınında derin ve yaygın bir umutsuzluk var. Egemen güçlerin maaşlı elemanlarını bırakalım.
Ya diğerleri? Diğerlerimiz?
Nereye baksanız “uğraştık da neye yaradı” duygusuna rast geliyoruz. Türkiye’de sanat yapılabileceğine inançsızlık. Türkiye’de bilim yapılabileceğine inançsızlık. Siyasetin kaliteli bir iş haline getirilebileceğine mutlak bir inançsızlık. Siyasetle aydın kimliğinin yan yana getirilebileceğine dönük inançsızlık. İnsan yetişebileceğine inançsızlık.
“Büyük” ilan edilen romancılar artık yeni kitap yazmaktan “proje” diye söz ediyorlar; ve inançsızlık ortamında buna kısa sürede alışılıyor. Bu inançsızlık ilerici aydınları, AKP’nin kültür tasfiyecilerinden ödül almaya götürüyor. 2010 kültür başkenti adı verilen harami çıkartmasından pay aramaya itiyor.
Piyasanın ne ölçüde egemen hale geldiğine biz de işaret diyoruz. Ama umutsuzluk yaymak için değil; bu durumu değiştirmenin zorunluluğunu vurgulamak için.
Diyoruz ki, bizim ülkemizde, bizim aydın birikimimizle, bizim gençliğimizle yeni bir akademi yapabiliriz.
K: Peki son olarak; önümüzde somut adım olarak ne var?
AG: Kısa bir süre daha mutfağın içinde kalmak durumundayız. Sonra açıklamalarla, davetli veya açık toplantılarla, internet sitesiyle, öğrencilerle tanıtım toplantılarıyla devam edeceğiz. Gelecek sonbaharda başlıyoruz…
Derginin hacmini zorlamayalım. Onun yerine gelecek sayıda çalışmayı anlatmaya, tanıtmaya devam edelim…
